
İletişim sözcüğü, Latince kökenli communication sözcüğünün karşılığıdır. Birbirlerine ortamlarındaki nesneler, olaylar, olgularla ilgili değişmeleri haber veren, bunlara ilişkin bilgilerini birbirine aktaran aynı olgular, nesneler, sorunlar karşısında benzer yaşam deneyimlerinden kaynaklanan, benzer duygular taşıyıp bunları birbirine ifade eden insanların oluşturduğu topluluk ya da toplum yaşamı içinde gerçekleştirilen tutum, yargı düşünce ve duygu bildirişimlerine “iletişim” denilir. İletişim, yalnızca sözel bir süreç değildir. İnsanların birbiriyle karşılaştığı, ilişki kurduğu her yerde, her durumda ve mekanda ayrı bir dil biçimi içinde kodlanmış iletişim süreci yaşanır. Bu süreç en basit düzeyde de olsa, üç öğeye dayalı olarak ortaya çıkar.
Bunlar, iletiyi gönderen, iletiyi alıp yorumlayan ve bu ikisi arasında iletinin gönderilmesinde kullanılacak bir iletişim kodlaması yani, bir ileti. İletiyi gönderene kaynak, alana hedef-kitle, iletişimde gönderilen bildirimi de ileti denilir (Oskay, 1994). İletişim sürecinde kaynak kimi zaman tek bir kişi iken kimi zaman ise bir gazete, bir radyo yada televizyon gibi yüz yüze iletişimin olmadığı bir kitle iletişim aracı da olabilmektedir.
Kitle iletişim araçları 20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında yer alan araçlardır. Bunlar içerisinde TV görsel ve işitsel duyulara yönelik bir kitle iletişim aracı olması nedeniyle, çocuğun toplumsallaşma sürecinde daha da önemli bir yere sahip olmaktadır. Eğlendirmek ve öğretmek televizyonun en önemli işlevleri arasında sayılabilir. Bunun dışında televizyon, bireylerin kendilerini tanıyabilmelerine, kişiliklerini geliştirebilmelerine, ortam hazırlayan, zaman zaman onlara düşünme ve eleştirme fırsatı veren önemli bir araçtır.
Ancak, televizyon olumlu bir uyarım kaynağı olmasının yanında aile içi ve dışı toplumsal etkileşimi en alt düzeye indirdiğinden çocuğun sosyal gelişimine olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Özellikle uzmanlar, çocuk üzerinde zihinsel, duygusal ve sosyal etkiye sahip olan televizyonun, denetimli olarak izletilmesinin olumlu, gelişigüzel izletilmesinin ise, olumsuz etkileri olduğunu belirtmektedirler. Nitekim günümüzde de pek çok ülkede televizyonun olumlu ve olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Ülkelerin toplumsal yapıları ve buna bağlı olarak televizyon yayınlarının biçim ve içeriğine göre bu etkilenmeler farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin, okuma ve düşünme becerisinin yerleşmediği bizim gibi az gelişmiş toplumlarda televizyondan etkilenme oranı çok daha yüksektir.
Gerek ülkemizde, gerek dünyada yapılan araştırmalar özellikle çocukların televizyon izleme sıklığı ve alışkanlığının kişiliğin oluşması ve başarısı için tehlikeli boyutlarda olduğunu göstermektedir. Günümüzde çocuğun toplumsallaşma sürecinde sadece ailenin değil özellikle kitle iletişim araçlarından televizyonun da çok önemli bir rol oynaması bu tehlike boyutunu daha da artırmaktadır. Çünkü, günümüzde bir aile ortamında dünyaya gelen çocuk, ebeveyniyle iletişime girmekle kalmayıp, ilk günden itibaren televizyonla da iletişime girmektedirler.
Televizyon, tek yönlü iletişimiyle özellikle izleyiciyi savunmasız yakalamaktadır. Bilinçli bir yetişkin ile henüz bilinci oluşmamış bir çocuğun bu kitle iletişim aracından etkilenme durumlarının aynı olması, elbette mümkün değildir. Örneğin, ABD’de gerçekleştirilen bir araştırmaya göre ABD’ li çocuklar uyku dışındaki zamanın çoğunu diğer aktiviteler yerine televizyon izleyerek geçiriyor. 2-5 yaşındaki çocuklar haftada yaklaşık 27 saat, 6-11 yaşındaki çocuklar haftada 27 saatten daha fazla, 12-17 yaşındaki çocuklar ise yaklaşık 23 saat televizyon izlemektedirler. Çocukların 70 yaşına ulaştığında yaşamlarının 7 yılını televizyon izleyerek geçireceği bildirilmektedir www.e-kolay.net: 5214/sağlık/çocuk/index/cezaevi.asp).
Yine Fransa’da çocukların % 30’u her gün 3 saat 28 dakika ekran karşısında kalmaktadırlar. Uluslar arası Çocuk Merkezi tarafından gerçekleştirilen incelemeye göre, 2 yaşındaki çocuklar televizyon açmayı biliyorlar; 3 yaşında da her gün televizyon seyretmeye başlıyorlar (Revue, 1998; Akt. Kuruoğlu, 2001). Fransa’da yapılan bir başka araştırmaya göre; 4-10 yaşındaki çocuklar 1 saat 45 dakika; 11-14 yaşındakiler 2 saat 1 dakika; büyükler 2 saat 50 dakika televizyon seyretmektedirler (Revue, 1995; Akt. Kuruoğlu, 2001)
Türkiye’de Ege Üniversitesi’nde 1997 yılında yapılan bir çalışmada Ege Üniversitesi Anaokuluna giden çocukların ebeveynlerinin ifadesine göre; çocukların % 56’sı günde 2, %44’ü de 3 saat televizyon seyretmektedirler (Saatçiler, 1997, Akt. Kuruoğlu, 2001).
Bütün bu araştırma sonuçları dikkate alındığında gerek ülkemizde gerekse diğer birçok ülkede çocukların okul dışındaki zamanlarının büyük bir kısmını televizyon seyrederek geçirdiği söylenebilir. Doğal olarak zamanın çoğunu televizyon karşısında geçiren çocukların bu kitle iletişim aracının olumsuzluklarından etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. TV’ nin en olumsuz etkilerinden birisi şiddete yöneltmektir. İlk çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklar, kendilerine TV´’deki dizi kahramanlarının özelliklerini model olarak seçer ve bu özellikleri günlük yaşamlarına ve oyunlarına yansıtmaya başlarlar.
Film kahramanları, çeşitli davranışlarıyla çocuktaki saldırganlık dürtülerini harekete geçirebilir ve onu saldırgan yapabilir. Özellikle program yapımcıları, televizyon ekranından yansıyan olumlu model, çocuklar için ne kadar yapıcı ise, olumsuz modelin de o denli yıkıcı olduğunu bilmelidirler. Çünkü, günümüzde TV’ de şiddet haberlerden, filmlere, dizilerden çizgi filmlere dek her yerde her an hayatın bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu da özellikle şiddetin sıradanlaşması gibi çok tehlikeli bir olguyu beraberinde getirmektedir. Filmlerde sevilen karakterler karşılarındaki kişilere şiddet uyguladıklarında çocuklar tarafından coşku ve heyecanla izlenmekte ve bütün bu olaylar çocuklar tarafından günlük yaşamda model alma yoluyla uygulamaya dönüştürülmektedir. Aşağıda internetten çeşitli ülkelerden alınmış örnekler bu düşünceyi destekler niteliktedir:
“Norveç’te ninja kaplumbağaları filminden etkilenen iki çocuk arkadaşlarını tekmeleyerek öldürdü”. “ABD’de 13 yaşındaki Mitchel Jackson, önce yangın alarmını çaldı, ardından da gizlendiği çalılıkların arasından dışarıya çıkan öğrenci ve öğretmenlerin üzerine ateş açtı”. “ABD’ de bir genç kız üyesi olduğu bir çete ile 3 kişilik bir aileyi hunharca öldürdü”. “ Türkiye’de pokemon gibi uçmak isteyen 7 yaşındaki bir kız çocuğu kendisini 5.kattan aşağıya attı”
Yine ABD’de yapılan bir araştırmaya göre ise televizyonun şiddet eğilimlerini ortaya çıkardığı ve kışkırttığı neredeyse kanıtlanmış ve onaylanmıştır. Televizyon beyazların oturduğu mahalleye zencilerin mahallesinden 10 yıl önce gelmiş olup her iki mahallede de televizyon gelmeden önce ve geldikten sonraki suç oranlarında inanılmaz bir artış olduğu görülmüştür (Kuruoğlu, 2001).
Yukarıda da görüldüğü gibi TV’ nin en önemli olumsuz etkilerinden birisi,özellikle ilköğretim döneminde hayal ile gerçek kavramını birbirinden ayıramayan çocukları, eğlendirme adı altında ateş etme,yaralama, öldürme, kesici aletler kullanma gibi saldırganca davranışlara yöneltmesidir.
TV’ nin çocuklar üzerindeki bir başka olumsuz etkisi ise, çocuğu yararlı etkinliklerden alıkoyarak, onu edilginleştirme ve yaratıcı etkinliklerden uzaklaştırmasıdır. Televizyonun tek yönlü bir toplumsallaştırma aracı olması, çocukların televizyona soru sormalarını, açıklama istemelerini engellemektedir. Çocuk televizyonun sunduklarına itiraz edememektedir, çünkü, etkileşim tek yönlü olup sadece televizyondan çocuğa doğru olmaktadır. Bu durum da belli bir süre sonra çocuğun düşünmesini, eleştirmesini engelleyip çocuğun televizyondaki yayınları olduğu gibi benimsemesine, kabul etmesine neden olmaktadır.
Yine çocuğun aşırı bir biçimde televizyon izlemesi, onu okumaktan, sinema ve tiyatroya gitmekten, hatta çoğu kez arkadaşlarıyla birlikte oyun oynamaktan yoksun bırakmaktadır. Bütün bunların sonucunda da çocuğun gerek bilişsel gerekse psikomotor gelişimi olumsuz etkilenmektedir.
Televizyon, önemli bir iletişim aracı olan dil üzerinde de bazı olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Televizyonun tek yönlü bir iletişim aracı olması çocuğun dil gelişimini olumsuz etkilediği gibi, gerek yabancı gerekse yerli programlarda Türkçe’nin sıkça yanlış, kötü ve yabancı özentili kullanılması da belli bir süre sonra çocukların Türkçe’yi kısır ve yanlış bir şekilde kullanmasına neden olmaktadır.
Boudrillard (1997; Akt. Kuruoğlu,2001)’ a göre çocuklar belirli bir biçimde televizyon aracılığıyla, çocukluklarından yoksun bırakılmaktadır. Tüketim ve şiddetin bıraktığı etkilenmeler sonucu artık eski çocuklara benzeyen çocukları görebilmemiz neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Giysileri, tüketimleri, tavırları, yok olmaya başlayan oyunları ve nesneleştirilen küçük bedenleriyle artık çocukluk yok olmaktadır. Sürekli olarak çocukları tüketime ,para harcamaya özendiren reklamlar sayesinde, çocuğuna reklamlarda gördüğü oyuncağı, yiyecekleri alan anne-babalar çocuklar tarafından iyi; almayanlar ise kötü anne-baba olarak nitelendirilmektedir. Reklamlarda, çocuğunun sağlığını düşünen annelerin hangi ürünleri kullanması gerektiği bilinçaltına öylesine yerleştirilmiş ki bu ürünleri kullanmayan anneler adeta kötü anneler olarak nitelendirilmektedir. Örneğin, reklamlarda verilen bir temizlik maddesini kullanmayan anne, çocuğunun hijyen ve sağlık koşullarını önemsemeyen bir anne niteliğinde sunulmaktadır.
Yine aynı şekilde evin geçimini sağlamakla yükümlü görünen baba, çocuğuna reklamlarda gösterilen herhangi bir ürünü alamadığı zaman çocukları tarafından ailenin mutluluğunu sağlayamayan baba konumuna düşürülebilmektedir. Bütün bunlar da çocukların hem anne hem de babayla olan etkileşimini olumsuz yönden etkileyebilmektedir.
Sonuç ve Öneriler
Yukarıda da belirtildiği gibi, günümüzde birçok ülkede yapılan araştırma sonuçlarıyla televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri artık kanıtlanmıştır. Peki, çocukların toplumsallaşma sürecinde çok önemli bir yere sahip olan televizyonun olumsuz etkilerini azaltmak için neler yapabiliriz?
Her şeyden önce televizyon kanalları yöneticilerinin çocuğa yönelik yayın yapmanın çok ciddi ve tehlikeli bir iş olduğunu bilmeleri gerekir. Çocuklarımızın geleceğin sağlıklı yetişkinleri olabilmeleri, büyük ölçüde onların çocukluk yıllarında aldıkları uyarımlara bağlıdır. Bu nedenle de çocuklara yönelik programlar hazırlanırken program yapımcılarının uzman pedagoglarla ve psikologlarla işbirliği yapması gerekir. Çocuklar için başka ülkelerden alınması planlanan dizi ve çizgi filmler, öncelikle uzmanlar tarafından değerlendirilmeli, eğer uygun görülürse satın alınmalıdır. Çocuklar için hazırlanan TV dizileri, onlardaki yardımseverlik, paylaşım, dürüstlük duygularını geliştirmeli ve onlara konularda düşünme fırsatı vererek, onların sentez, yorum ve karşılaştırma yapabilmelerine olanak hazırlamalıdır. Çocuklara programlar içerisinde iyi ve kötü değerler birlikte verilerek, çocuğun iyi ve doğruyu kendi başına bulabilmesi sağlanmalıdır. Televizyonda bu tür çocuk programı ve çizgi filmlerin sayısı arttırılarak bu programlarda çocuğun dil gelişimini olumsuz yönden etkileyecek argo sözcüklere yer verilmemelidir. Ayrıca televizyonda şiddet içeren filmler ya tamamen yayından kaldırılmalı ya da geç saatlerde yayına konulmalıdır.
Bu konuda tabi ki sadece program yapımcılarına değil aileye de düşen sorumluluklar vardır. Aileye düşen en önemli görev, öncelikle ailelerin çocuklarını televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamalarıdır. Özellikle anneler evde ev işleriyle uğraşırken, çocukların televizyon dışında başka bir şeyle ilgilenmesi için (resim yapma, kitap okuma, oyuncakları ya da arkadaşlarıyla oynama vb.)onları yönlendirmelidir. Bırakın çocuklarınız televizyon önünde pasif oturan çocuklar olmaktansa, evi kirleten ve dağıtan çocuklar olsun.
Aileler özellikle çocuklarının yatak odalarına televizyon koymaktan kaçınmalıdır. Çünkü, bu durumda çocukların yataklarında televizyon seyretmeleri daha rahat olduğu için hem çocukların televizyon seyretme sıklığı artacak hem de belli bir süre sonra çocukların yatakta abur cubur tüketip sağlıksız bir şekilde beslenme problemleri ortaya çıkacaktır. Ayrıca çocuk saatlerce pasif bir şekilde oturup tek yönlü bir iletişime girdiği için özellikle okul öncesi yaş grubundaki çocukların hem psikomotor hem de dil gelişimi engellenmiş olacaktır.
Anne ve babanın yapması gerekenlerden birisi de çocuğun televizyon seyredip seyretmemesine, program ya da çizgi filmin ona uygun olup olmayacağına onların karar vermesidir. Özellikle, zapping yapmak küçük yaşlardaki çocukların konsantrasyonunu bozduğu için ebeveynler hem çocuklarının zapping yapmasını engellemeli hem de kendileri bu davranışı yapmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynler özellikle çocuklarını bilinçli, eleştiren bir televizyon izleyicisi yapmak için birçok programı onlarla birlikte izleyerek onlara programların içeriğiyle ilgili bazı temel bilgiler verip, gerektiğinde programları onlarla birlikte eleştirme yoluna gitmelidirler. Örneğin, ebeveynler çocuğa film ve gerçeği ayırt etmesini öğretmelidir. Çocuklara, filmlerde gördüklerinin (dövme, öldürme, kan vb.) tıpkı masallarda anlatılanlar gibi gerçek olmadığı söylenmelidir.
En önemlisi de anne ve baba çok fazla televizyon seyrederek çocuklarına olumsuz model olmamalı ve boş zamanlarını daha çok diğer aktivitelerle (kitap okuma, müzik dinleme vb.) doldurmaya çalışarak çocuklarını da bu konuda olumlu bir model oluşturmalıdırlar.
Sonuç olarak; teknolojiyi üreten insandır, televizyon da 20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında yer alan bir teknolojidir. Ancak, unutulmamalıdır ki, her teknoloji gibi televizyonun da iyi ya da kötü amaçlı kullanılması biz insanlara bağlıdır.
Hepinize şiddetin az sevgi ve mutluluğun bol olduğu bir dünyada yaşamak dileğiyle...
Kaynakça:
1. Oskay, Ü. (1994). İletişimin ABC’Sİ (2.Basım), İstanbul: Ercan Ofset.
2. Kuruoğlu, H. (2001). “ Televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri”, www.cocukaile.com/sizdengelen.htm
3. www.e-kolay.net: 5214/sağlık/çocuk/index/cezaeviasp
4. www.yenigundem.com/2001/01/03/haber040
Birsel AYBEK - Ç.Ü. Eğitim Fak. Eğitim Bil. Böl. Öğretim Görevlisi

|