Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
2  412  2949419

 



©Copyright 2001-2014

 Yıl 2002 Şubat Dergisi - Sayı:8 sayfa:20    
 

Dil Kirlenmesi


Muzaffer YANIK


Geçenlerde, Volkskrant´ta \"Hollandaca´nın İngilizceleştirilmesi\" başlıklı bir yazı vardı. Hollanda Basını´nı izleyenler hatırlayacaklardır. Hollanda’da bilimsel eğitimin tamamen İngilizce olması konusunda bundan önceki Eğitim Bakanı Sayın Ritzen´in bir atağı olmuştu. O tartışma günümüzde hâlâ güncelliğini koruyor. Söz konusu yazıda İngilizce sözcüklerin Felemenkçe´yi gitgide işgal etmesi ve belki de giderek Felemenkçe´in küçük bir grubun dili pozisyonuna düşürmesi olasılığı vurgulanmaktaydı.

Aynı hafta içerisinde eğitim fakültesinde Atheneum ve Gymnasium çıkışlı üçüncü sınıf öğrencilerine kaynaşık kültür konulu dersim vardı. Gazetedeki tartışmayı gündeme getirerek öğrencileri konu üzerinde tartıştırdım. Genelde olaya oldukça soğukkanlı yaklaştıklarını gözlemledim. Hatta bazıları, İngilizce´yi içinde yaşadığımız bilgi çağının, dünyayı kuşatan bir medeniyetin evrensel dili olarak görüyorlardı. Örneğin, bilgisayar terimlerinin başka bir dilde tam karşılıklarının bulunmasının oldukça güç olduğunu söylüyorlardı. Bizdeki gibi her gelişimin önüne siper olarak çıkan ‘milli’ sözcüğünü bir kere dahi olsun duymadım. Milli sınırlar, milli dilimiz, milli kültürümüz vb. konuşulmuyor buralarda. Bence bizler belirli kavramları alabildiğine kutsallaştırmışız. Milli kalma uğruna, dünyayı kuşatan bir medeniyet karşısında kendisini izole eden bir kültür nasıl gelişebilir?

Uygarlığın gelişimine açık olan ve onu kendi bünyesinde sindirebilen bir kültür dinamik kalır. Kültürdeki bu dinamiklik aynı şekilde dile de yansır. Bazı sözcükler güncelliğini kaybeder, yok olup gider; onların yerini başka sözcükler alır.

Üreten kültür aynı zamanda dilini de geliştirir. Kültürün bir çok tanımı yapılmıştır. Bütün tanımların içerisinde, maddi ve manevi değerlerin üretilmesi yeralır. Kültür üretir ve ürettiğine de bir ad koyar. Eğer üretilen bir değer milli sınırları aşıp insanlığa mal olmuşsa, o değerle birlikte onun adı da aynı şekilde çeşitli dillerde yerini alır. Bunların bir kısmı başka bir dilde karşıtını bulsa da, büyük bir çoğunluğu aynen kalmak zorundadır. Aksi halde dilde zorlama olur ki, bu da gerek anlam yönünden gerekse melodik yapısı itibariyle dili zorlar.

Bakınız, bunun bir örneğini 2000 yılının Eylül ayında Erzurum´da yapılan IX. Ulusal Eğitim Kongresi´nde yaşadım. Eğitimin temel taşlarından olan iki sözcüğü örnek vereyim: feedback ve reflection sözcükleri İngilizce terimlerdir. Reflection sözcüğü yansıma ve feedback sözcüğü de geri besin olarak Türkçe´ye çevrilmiş. Yorumu eğitimcilere bırakıyorum.

Cumhuriyet Gazetesi’nin 20 Aralık Perşembe sayısında Nebi Ceylan´ın yazdığı gibi (...) bilimin, teknolojinin, yaşam biçimlerinin yaygınlaşan ortaklığı, bir takım kavramları da ortak sözcüklerle karşılamayı dayatır. Komşuluklarda, uluslararası ilişkilerde bu gerçeklik daha da yoğun yaşanır. Gitgide küçülen dünyamızda bu tür ilişkilerin kaçınılmaz olduğu göz önünde tutulursa ve bu kapsamda kültürlerarası bir etkileşim gerçeği kabul edilirse, dildeki değişimin önüne geçmek zaten sözkonusu olamaz.

Geçen yıl, Hollanda´da, Volkskrant Gazetesi´nde çeşitli gruplardan gençler kendi aralarında günlük iletişim dili olarak kullandıkları dilden örnek sözcükler verilmişti. Çeşitli dillerden sözcüklerin bulunduğu yepyeni bir dil. Bu, ilk etapta uç bir örnek olarak gözükse bile, bunun arkasında yatan sosyal bir gerçek vardır. O da kültürlerin ve dillerin birbirlerinden etkilenmeleridir. Bu tür etkileşim, dili yozlaştırmayacaksa, alınan sözcükler dilin morfolojik yapısına uygun ve melodik özelliğini bozmayacaksa neden olmasın? Açınız Türkçe sözlüğü ve bakınız. M harfi ile ve H harfi ile başlayan sözcüklerin bir çoğu yabancı sözcüktür. Ya Arapçadır ya da Farsçadır. Bunlar genellikle İslamiyet’in kabul edilmesiyle birlikte dilimize yerleşmiş sözcüklerdir. Halkın anladığı, benimsediği ve kullandığı sözcükler, kaynağı ne olursa olsun bir dil için geçerli olan yaşam ve evrim sürecine bırakılmalıdır.

Tabii ki bazı insanların kendilerine entellektüel bir hava vermek amacıyla uzlaşma sözcüğü yerine consensus sözcüğünü kullanmalarını yadırgarım. Aynı şekilde, online sözcüğünü türkçeleştirmek, başka bir deyimle millileştirmek için, çizi üstü gibi saçma sapan sözcükler türetilmesine de karşıyım.

Kanım odur ki, ne sende yok olanı alma konusunda tutuculuk ne de halkın anlayıp kullandığını bir başka dilden sözcük alıp onun yerine oturtma hevesi doğrudur. Kültür, bir düşünce ve dil ürünüdür. Düşünüp üretebildiğiniz ölçüde dilinizi de geliştirirsiniz. Bu süreç dilde doğal bir evrim olmalıdır.

Muzaffer YANIK


sayfa:20

İLETİŞİM İÇİN

 
_