Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
2  82  3400517

 



©Copyright 2001-2017

 Yıl 2002 Haziran Dergisi - Sayı:12 sayfa:7    
 

Nâzım Hikmet Dosyası


Murat TUNCEL


Nâzım Hikmet Dosyası Anafilya adına Murat Tuncel tarafından hazırlanmıştır. ------------------------------------------------------------------ Anafilya’nın bu sayısıyla birlikte Nâzım Hikmet eki veriyoruz. Bilindiği gibi UNESCO bu yılı Nâzım Hikmet yılı olarak ilan etti. O nedenle de yıl içerisinde, özellikle kış aylarında Türkiye’de ve yurt dışında ünlü şairimiz için bir çok etkinlik yapıldı. Biz de bu etkinlikler zincirine ANAFİLYA olarak bir halka eklemek istedik. Yalnız, özellikle Haziran ayı dergimizde bu eki vermeyi kararlaştırdık. Nedeni de Nâzım Hikmet’in 39. ölüm yıl dönümünde onu bir dünya şairi olarak anmaktı. Her insan gibi şairler de ölür. Ama onlar kendilerinden sonraki insanlara bir şeyler bırakarak öldükleri için ölümsüzleşirler. Nâzım Hikmet de bizlere birbirinden güzel şiirlerini bırakarak 3 Haziran 1963 yılında aramızdan yurt hasretiyle ayrıldı. Ne yazık ki hâlâ onun ölüsünü bile yurdumuza getirip konuk edemiyoruz. UNESCO dünya şairi olarak ilan edip koca bir yılı ona veriyor, ama biz kendi şairimize yurdumuzda bir mezar yeri bulamıyoruz. Demek ki, Türkiye’de bir mezar yeri alabilmek için, dünya şairi olmak bile yetmiyor. Anafilya ile birlikte düzenlediğimiz Nâzım Hikmet ekinin yapılan etkinliklerden ve onun için yazılanlardan bir ayrıcalığı var. O da, bu ekte yayınlanan yazıların çoğu ilk olarak Türkçe yayınlanıyor. Daha önce Rusça ve başka dillerde yayınlanan bu yazıları ANAFİLYA okuyucularına Türkçe olarak sunmak bizi gururlandırdı. Eminiz ki, sizler de bu yazıları ve söyleşileri okuduğunuz zaman ayrı bir tad alacaksınız. Bu ek dosyanın oluşmasında büyük emeği geçen ANAFİLYA’nın babası Halit Umar’a, bizim için Moskova’da araştırmalar yapan ve bu güzel yazıları çeviren Hülya Arslan’a, yazısıyla katkıda bulunan Öner Yağcı’ya ve Mevlüt Asar´a çok teşekkür ediyorum. Ayrıca böyle bir kaynak dosyayı okuyucularımıza sunabilmek biz Anafilya ailesini çok mutlu etmiştir. Büyük şairimizi 39. ölüm yıl dönümünde bir kez daha anıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Murat Tuncel - Lahey, 20.05.2002 Nâzım Hikmet´in Yaşamı: 20 Kasım 1901’de Selanikte doğdu. Asıl adı Mehmet Nâzım Ran’dır. İlköğrenimini Göztepedeki Numune Mektebi’nde tamamladı. Galatasaray Sultanisi’ne yazıldıysa da ailesinin geçim sıkıntısına düşmesi nedeniyle Nişantaşı Sultanisi’ne devam etmek zorunda kaldı. Orta öğreniminden sonra 1917 yılında girdiği Bahriye Mektebi’ni 1919 yılında bitirip Hamidiye Kruvazörü´ne stajyer güverte subayı olarak atandı. Ancak zatülcenpe yakalanması nedeniyle sağlık kurulu kararıyla 1920’de askerlik görevinden zorunlu olarak ayrıldı. Mevlevi olan büyük babası Nâzım Paşa’ın etkisiyle 1914 yılında “Hâlâ Serviler de ağlıyorlar mı?” adlı ilk şiirini yazdı. Bu şiir 1918 yılında Yeni Mecmua’da yayınlandı. Ocak 1921’de arkadaşı Vâlâ Nurettin ile milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçti. İstekli olmasına karşın cepheye gönderilmeyip arkadaşıyla birlikte Bolu’da öğretmen olarak görevlendirildi. 1921 yılının eylülünde Batum üzerinden Moskova’ya gitti. Orada Doğu Emekçileri Kominist Üniversitesi’ne yazıldı. Öğrenimine devam ederken o zamanlar Fütürist ve konstrüktivist Rus şairlerinden etkilendi. 1924 yılında Türkiye’ye döndü. Orak Çekiç gazetesinde ve Aydınlık dergilerinde çalışmaya başladı. 1925 yılında Türkiye Komünist partisi´nin merkez yürütme kurulu üyesi oldu. Parti kurucuları ve merkez yönetim kurulu üyelerinin tutuklanmaya başlaması nedeniyle yeniden Moskova’ya gitti. Gıyabında 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cumhuriyetin ilânının beşinci yılı nedeniyle çıkarılan aftan yararlanmak için yurda döndü. Kısa bir süre tutuklu kaldı. O zamanlar Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. Mayıs 1929’da yayınlanan 835 Satır adlı şiir kitabı edebiyat çevrelerinde büyük ilgi uyandırdı. Resimli Ay dergisinde “Putları Yıkıyoruz” başlıklı yazısıyla eski-yeni tartışmasını başlattı. 1930 yılından başlamak üzere çeşitli takma adlarla Hür adam, Halk Dostu, Yeni Gün, Akşam gazetelerinde fıkralar yazdı. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği birçok filmin seneryosunu yazdı. Bir Ölü Evi, Kafatası, Unutulan Adam adlı tiyatro oyunları Şehir Tiyatrosu´nda sahnelendi. Türkiye Komünist Partisi’ndeki çalışmalarını sürdürürken, parti içindeki muhalif grupta yer aldığı öne sürülerek önce partiden ihraç edildi, daha sonra da partiyle ilişkisi kesildi. Bu arada kitapları nedeniyle açılan davâlar lehine sonuçlandı. Fakat 1933 yılında Gece Gelen Telgraf adlı kitabı nedeniyle açılan davâdan sonra komünizm propagandası yapmak suçlamasıyla tutuklanarak Bursa’ya gönderildi. Bir yıl hapis yattıktan sonra cumhuriyetin ilânının onuncu yılı nedeniyle çıkarılan aftan yararlanarak serbest bırakıldı. 1936 yılında benzeri suçlamalar nedeniyle yeniden tutuklandı. Bu tutukluluğu da beraatle sonuçlandı. 1938 yılında yeniden tutuklanan şair, orduyu isyana teşvik etmekle suçlanarak Ankara Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. Bu davadan 15 yıl hapse mahküm oldu. Bu mahkumiyet kararını İstanbul’da donanmayı isyana teşvik suçlamasıyla da 20 yıl hapse mahkûm edildi. Her iki ceza birleştirildi. Ankara ve Çankırı Cezaevleri’nde bir süre kaldıktan sonra yine Bursa Cezaevine nakledildi. Bu cezaların zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın ısrarı üzerine verildiği söylentileri yayılmaya başladığı bir sırada Vatan gazetesi baş yazarı A. E. Yalman ve hukukçu M. A. Sebük şairin suçsuzluğunu belirten yazılar yazdılar ve belgeler yayınladılar. Özel bir af çıkarılması için 1950’de TBMM’e başvuruda bulundular. Aydınlar onun için ülkesel ve uluslararası kampanyalar başlattılar. Uluslararası birçok örgüt resmi makamlara başvurarak şairin affedilmesini istediyse de resmi makamlar suskunluğunu sürdürdüler. Bunun üzerine Nâzım Hikmet açlık grevine başladı. İstanbul’a nakledildi. Bir süre avukatının isteğiyle açlık grevini erteledi. Birkaç ay sonra yeniden açlık grevine başladı. O sırada ülke yönetimine seçilen Demokrat Parti’nin 14 Temmuz 1950’de çıkardığı genel aftan yararlanarak 15 Temmuz 1950’de serbest bırakıldı. Serbest kalmasına karşın izlenmekte olan şair daha önce hastalığı nedeniyle askerlikten çıkarıldığı halde 1951 yılında çıkarılan bir kararla askere çağrılınca yaşamının tehlikede olduğunu farkederek yurtdışına çıkma kararı aldı. Üvey kızkardeşinin eşi Refik Erduran’ın kullandığı bir tekneyle Bulgaristan’a gitmek üzere Karadeniz´de yol alırken Romanya’ya giden bir Rumen şilebiyle Romanya’ya gitti. 1951 yılında bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. Nâzım Hikmet uzun yıllar Moskova’da yaşadı. Polonya vatandaşlığına kabul edildi. Dünyanın birçok ülkesinde yazar ve şairler örgütlerinin düzenlediği konferanslara katıldı. Yapıtları belli başlı tüm dillere çevrilen Nâzım Hikmet bir kalp krizi sonucu 3 Haziran 1963’te Moskova’da öldü. Mezarı Novodeviçiy mezarlığındadır. 1918 yılında “Hâlâ serviler de ağlıyorlar mı?” adlı şiirinin Yeni Mecmua’da yayınlanmasından sonra Nâzım Hikmet’in şiir ve yazıları daha sonra Yeni Mecmua, İnci, Ümit Birinci Kitap-İkinci Kitap, Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Her şey, Her Ay, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan Barış gibi dergilerde yayınlanmıştır. Günümüze kadar Nâzım Hikmet’i değerlendirenler onun için çok şey söylemişler, kimisi ideolojik yanını, kimisi ise şair yanını öne çıkararak şair hakkında yargılara ve yargılamalara varmıştır. Nâzım için yapılan değerlendirmeleri en iyi yorumlayan ise şair Cemal Süreya’dır. Cemal Süreya şair için yazılanları ve yapılan polemikleri şöyle değerlendiriyor; “Şimdilerde Nâzım Hikmet’i değerlendiren iki aşırı uç belirmiş bulunuyor: Kimi yazar onu dünyanın en büyük şairi olarak anarken, kimi yazar da sadece siyasal bir bildirinin taşıyıcısı olarak görmek istiyor. Hele sosyalizme karşı olanların Nâzım Hikmet’in üstünü çizerken ileri sürdükleri kanıtlar bütünüyle şiir dışı şeyler. Bununla birlikte Nâzım Hikmet’i tapınacak bir şair olarak görmeyi istemek de, sanırım, önce gerçekçilik açısından onun anısına hayınlık etmek olacaktır.” Bence de Nâzım Hikmet’e haksızlık etmemek için onu önce bir şair olarak, sonra da insanî duygularıyla yaşamış bir şair olarak değerlendirmek en doğrusudur. YAPITLARI: Şiir: 835 Satır, Jakont ile Sİ-Ya-U, Varan 3, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Gece Gelen Telgraf, Portreler, Taranta Babuya Mektuplar, Sımavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapisaneden, Yeni Şiirler, Son Şiirler, Yatar Bursa Kalesinde, İlk Şiirler. Oyunlar: Kafatası, Suhulet, Bir Ölüevi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Ocakbaşında-Yolcu, Yusuf ile Menofis, Demokles’in Kılıcı, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?, Bu bir Rüyadır, Allah Rahatlık Versin, Evler Yıkılınca, İnsanlık Ölmedi Ya, Kadınların İsyanı. Roman: Kan Konuşmaz, Yeşil Elmalar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Mektuplar: Kemal Tahir’e Hapisaneden Mektuplar, Cezaevinden Mehmet Fuat’a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ’Nû’lara Mektuplar, Nâzım’ın Bilinmeyen Mektupları, Piraye’ye Mektuplar. Masallar: La Fontain’den Masallar, Sevdalı Bulut, Masallar. Öykü: Hikâyeler. Nâzım Hikmet hakkında bilgi bulabileceğimiz kaynaklardan bazıları: Bu Dünyadan Nazım Geçti (Vâlâ Nurettin), Mavi Gözlü Dev (Zekeriya Sertel), Nazım Hikmetle Üç Buçuk Yıl (Orhan Kemal), Nazım Hikmet Hayatı Eserleri (Orhan Seyfi Orhon), Nâzım Hikmet (Asım Bezirci), N. Hikmet’in Sanatı ve Bütün şiirleri (Ekber Babayev-Sofya), 1938 Harp Okulu Olayı ve Nazım Hikmet (A. Kadir), Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı-Nâzım Hikmet Dosyası (Kemal Sülker), Nâzım (Aydın Aydemir), Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı (Ahmet Oktay), Nâzım Hikmet (Memet Fuat). Behçet Necatigil Yazarlar ve Şairler Sözlüğü, Yapı Kıredi Yayınları- Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi.

Murat TUNCEL


sayfa:7

İLETİŞİM İÇİN

 
_