Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
3  269  2926948

 



©Copyright 2001-2014

 Yıl 2002 Ağustos Dergisi - Sayı:14 sayfa:18    
 

Neden Sanat Eğitimi


Tülay ÇELLEK


Çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimine koşut olarak sanat faaliyetlerinde de gelişim söz konusudur. Bilmek gerekir ki her çocuk yaratıcıdır. Aslolan bireysel ayrıcalıkların ayrıntısında olmaktır. Her ne kadar ülkemizde bütün çocuklar doktor doğuyorlarsa da. Şimdilerde mühendislik revaçta, elektrik- elektronik ve bilgisayar gibi... Gerçi teknolojik getirimin hangi amaçla kullanıldığı önemlidir. Özellikle bilgisayar, sanatsal tasarımlarda kullanılarak insanlara yeni bir malzeme çeşidi sunması açısından önemlidir. Tabii dünya kültürü ve iletişimi açısından da yeri yatsınamaz. Günümüzde disiplinlerarası ilişkilerde, bileşiminde sanatçı ile mühendis aynı yapıtı üretmek adına bir araya gelmektedirler. Artık her ikisinde de sezginin varlığı yatsınamayacak olan bilimle sanat arasındaki duvarın yıkıldığı ve birliktelikten yeni üretimlerin söz konusu olduğu da bir gerçektir. Fizik profesörü bir dostumdan çok yararlanıyorum.

Önemli olan çocuğun büyürken geçirdiği evreleri bilmek ve bu bilinçle yönlendirme yapmaktır. Bir ara ortaokulda çalışmıştım. Öğrencilerden değerlendirme yapmak için resim dosyalarını istemiştim. Bir öğrenci yanıma gelip resimlerini annesinin yaktığını söylemişti. Tabii hemen anneyi çağırdım. Geldi, gayet saygılı, biraz da çekingen bir hanım görüntüsü veriyordu. “Neden çocuğunuzun çalışmalarını yaktınız” değince çok normal bir şekilde “onlar önemsiz şeyler, o yüzden yaktım” dedi. Leonardo da Vinci istediği kadar “sevmek bilgiden doğar” desin. Evet, bu hanım biraz kültürlü olsaydı çocuğunun elinden, beyninden, ruhundan, duyumsadıklarından çıkan her şey önem taşırdı. Çünkü, çocuk önemlidir, dolayısıyla yaptığı şeyler de değerlidir. Çocuğun sanatsal anlamda gelişimine bakacak olursak; iki yaşlarında karalama bağlamında başlayan çizimler 4 yaşına kadar devam eder. Gelişigüzellik yerini zamanla organize edilmiş kontrollü biçimlere bırakır. Kontrollü karalamalarda çocuk yeni hareketlerinden, yeni uyarımları keşfetmeye, keşfettikçe de haz duymaya başlar. Çocuk resminin özellikleri, yaşın özelliklerini taşır. Düzleme; her şey düzlenir. Örneğin masanın 4 ayağı düz bir şekilde gösterilir. Tamamlama; Doğanın merkezden bakılıyormuş gibi gösterilmesidir. Tamamlama isteği çocuğun yaratıcılığını beraberinde getirir. Bildiğini tamamlar, şeffaf ev, profil yüzde gözlerin önden gösterilmesi gibi... Sorun çocuğun yaşı gereği bu tarz resim yapmasında değil, ailenin ve eğitimcinin bu özelliği bilmemesinden kaynaklanan düzeltmelerdedir. Aynı şekilde resim dersi kendi içinde konuları olan özerk bir alan olması gerekirken diğer derslerin konularını resimleme gibi yanlış bir işlevsellikle donatıldı- ğından, yaratıcılığın daha eğitimin ilk dönemlerinde törpülenmesidir. Boy hiyerarşisi; çocuk için önemli bireyler kendi dünyasının kahramanıdır. Onlar daha büyük gösterilir. Bunu Mısır resminde görürüz. Minyatürler ve ilkel kavimlerde de buna rastlanır. Demek ki içimizdeki çocuğu öldürmemek gerekir. Saydamlık; evin dışı resmedilirken içindeki detay da gösterilir.

Karalama devresinden isteme devresine geçen çocuğun yaptığı ile söylediği farklıdır. Yapılan çizimlere sevdiklerinin adları verilir. Artık düz çizgilerin yerini yuvarlakça kafalar almaya başlar ama kollar ve bacaklarda kafadan çıkar. Soyutsu bu çalışmalar desteklenebilir. Tabii müdahale etmeden... Tanıma dönemi; bu devrede çocuk, yapmak istediği şeyin parçalarının bazılarını bilir ve parçaların yönlerini tayin edebilir. Baş yukarda ayaklar aşağıda gibi... Bu dönemde gövde tanınır ve resme eklenir. Tanıma devresi 3-4 yaş arasıdır. Yüzey dönemi; düşüncelerini basit ve şematik olarak anlatır. Çocuk 5, 6 yaşlarında duygu ve düşüncelerini ortaya koyacak girişimlerde bulunur. Çevresindeki objeleri parlak renklerle betimler. Ayrıntıya girer.

9, 12 yaş gerçekliğe atılan yaşlar olduğundan çocuklar ayrıntıya girerler. Renkleri de iyi kullanırlar. 13 yaşında Perspektifsel bir bakışta gelişir. Ortaokulda çalışkan bir öğrencim dersin yarısı geçtiği halde bir türlü resim yapmaya başlamamıştı. Nedenini sorduğumda “düşünüyorum“ diye yanıtlamıştı. Halbuki bir alt sınıfta resme ilk başlayan ve hayal gücünü de iyi kullanan bir öğrenciydi. Dış gerçeklik düşünmeye sevk ediyor belli ki.

Mantık döneminin başladığı 12 – 14 yaşlarında çevrede görülen objeler gerçeğe uygun betimlenir. 15. yaşta bilinçli yaratıcılık başlar. Artistik ifade devridir. Görsel sanat eğitiminin bu yaşlarda başlaması bu bağlamda geçerlidir. Öğrenciler anlatım yönünden genelde 4 kategoriye ayrılırlar. Görücü tip; eşyayı ve doğayı bütün olarak görür. Yapıcı-inşacı tip; aynı şeyleri parça parça görüp sonradan birleştirir. Görücü tipler resimde, inşacı tipler üç boyutlu çalışmalarda başarı gösterirler. Buna daha da ayrıntılı bir örnek vereceğim yine yaşantımdan: Çanakkale´de Ezine Lisesi´nde çalışırken 5. Sınıfta iki yetenekli öğrencim vardı. Ama biri salt grafiksel çalışmalarda (afiş, kitap kapağı vb.) başarılı, diğeri ise resimsel çalışmalarda (Manzara, natürmort vs.) Bireysel ayrıcalıklara duyduğum saygıdan ve inançtan dolayı ikisine de aynı notu verirdim. Karışık tip; hem görücü hem yapıcıdır ve her ikisinde de başarılı olurlar. Türkiye’de bunlar çoğunluktadır. Endüstriyel tip; doğayı bir mimarın gördüğü şekilde görür. Cetvel, pergel kullanırlar. Bir sınıfta bu tiplerin hepsinden vardır. Bu durumda tek bir eğitim yöntemi ve kitle eğitimi başarılı olamaz. Tabii bir başka boyuttan gelişmeye baktığımızda önümüze şunlarda çıkar. Toplumsal gelişim (figürler çoğalır). Çizgisel gelişim – grafiksel gelişim (çizgiler zamanla anlam kazanır). Ruhsal gelişim (renk, denge, harmoni, estetik değişim). Bedensel gelişim; kasları gelişir. Malzemeye hakim olur. Kişilik gelişimi; bireysel ayrıcalıklar ortaya çıkar. Bu gelişimlerin tamamı kişilik gelişimini oluşturur.

Dünyada her çocukta gelişim evreleri aşağı yukarı aynıdır. Ancak biri daha yavaş, diğeri daha hızlı evre değiştirebilir. Hiçbir zaman bireysel ayrıcalıkları unutmamak gerekir. Çocuğun gelişim basamaklarını atlaması, hızlandırması mümkün değildir. Bu fiziksel ve ruhsal bir olgudur. Zamanı gelince doğal değişim gerçekleşecektir. Çocuğun gözlemleri, bilgileri ve deneyimleri çoğaldıkça onunla orantılı olarak bu devrelerden daha ileri bir devreye geçer. Eğitimde bu nokta üzerinde durulmalıdır. Yine ortaokulda çalışırken, İş ve Teknik Eğitimi dersinde bir öğrencim tüm sınıftan geri kalırdı. Aslında zeki vs. olmadığından değil. Tam tersi zeki olduğu için çok erken okula verilmiş ama el melekeleri gelişmediği için iş çıkartamazdı.

İnsanın doğasında olan bu gelişim sanat eğitimini gerekli kılan en önemli etkendir. Öğretmenler doğruyu, tabii kendi doğrularını öğretmek adına yaş dönemi özelliklerini yok edemezler ancak çocuğu zedelerler. Çocuklar zaten büyüdükçe gerçeğe yönelecek, çalışmaları da o oranda değişecektir yani mora boyanan yüz zaman içinde kendi rengini bulacaktır. Bu nedenle özellikle küçük yaşlarda yapılan resimlere müdahale etmemeliyiz. Çocukları sadece yönlendirmeli ve yüreklendirmeliyiz. Ayrıca olayın toplumsal yanı da sanat eğitimini gerekli kılan diğer önemli etkendir. “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur” diyen Atatürk ‘ün sözü bunu açıklamaya yeter. Hiçbir toplum tek boyutta yaşayamaz ve gelişemez. Şunu da unutmayalım ki ulusları kalıcı kılan, tarihe mal eden sanat ve kültürleridir. Böyle bir toplumsal yapıya gelebilmek eğitim boyutundan geçer. Hangi tarz eğitim olursa olsun bilim ya da sanat eğitimi; oluşturulması yaratıcılıktan geçer, geçmelidir. Tek insan, tek kitap, tek ses, tek araştırma ile hiçbir yere varılamaz. Bir konuda binlerce farklı ilişkilendirme vardır. Son değil eşdeğerde yığınlarca çalışma yapılabilir. Yeter ki düşünsel ve duyumsal boyutta çok seslilik çerçevesinde hareket edebilelim. Ben bunları derslerimde yaşarım hep. Konu verilir. Tek bir çalışma yapılır. Başka çalışman, araştırman yok mu diye sorduğumda “siz bir konu üzerinde çalışacaksınız” demiştiniz diyerek işi bitirmeye çalışır ama bitmez tabii. Bir konuda binlerce farklı düzenleme yapılabilir. Ama belirli bir süre sonra araştırma yapmaya, farklı ilişkiler kurmaya gidebiliyorlar. Burada bireysel eğitim çok rol oynuyor. Dersi, ders saati içine hapsetmeyip tüm haftaya yayınca ilgi daha fazlalaşıyor. Diğer dikkatimi çeken de; yapacakları düzenlemelere başkalarından çıkışla başlamak. Kendi çıkışıyla, kendi düşünsel ya da duyumsal boyutuyla değil. Seçmek ama kendi kişiliğimiz doğrultusunda olmakla gerçekleştirmek yerine, hazırcılığa gitmek tercihi. Sorun buralardadır işte... Yetileri geliştirme bağlamında bireyin kendini tanıması, ne istediğini bilmesi gereklidir öncelikle. İşte eğitim sistemimizde sorgulanması gereken bunlar olmalı. Önce ana-baba kişiliğinde yetiştirilmeye başlanan çocuk, sonra öğretmen modelinde yaşatılmaya devam ettirilir. Halbuki çocuk doğduğu anda sizin dışınızda başka kişiliktir. Bunu kabul edebilsek eğitimi de o denli başarılı ve doğru olacaktır. Sonuçta araştırmacı beyinler, Sanat ve Bilim eğitiminde yaratılan ve yaşatılan olmalı. Bireysel ayrıcalıklar çerçevesinde de Bilim eğitiminin yanında dengeli bir şekilde Sanat eğitimi gerçekleştirilmelidir...

*Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi

Kaynaklar:
* ÇYDD yayınları Çağdaş Eğitim
* H. Yavuzer, Çocuk Psikolojisi Altın Yay.
* Z. Kehnemuyi, Çocuğun Resim Eğitimi Redhouse Yay.
* İ. San, sanat Eğitimi Kuramları Tan Yay.
* İ.E. Başaran, Eğitime Giriş
* Z. Büyükişleyen, Sanat Eğitimi
* Samsun Eğt. Ens. Ders Notları
* N. İpşiroğlu, Yaratıcı Toplum Yolunda Çağdaş Eğitim. Cem yay. 1990

Tülay ÇELLEK


sayfa:18

İLETİŞİM İÇİN

 
_