Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
3  46  2873425

 



©Copyright 2001-2014

 Yıl 2002 Ekim Dergisi - Sayı:16 sayfa:14    
 

Geçen Yüzyıl Sonlarından Günümüze Çağdaş Türk Şiiri


Ataol BEHRAMOĞLU


II. – 1920´ LERDEN 1950´ lere



     Osmanlıca´ya karşı halkın konuştuğu Türkçe´yi, aruza karşı hece veznini savunanların çabaları, yukarıda belirttiğimiz gibi, köklerini geçen yüzyılın sonlarında bulur. Ancak, bu çabalar yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde hızlanarak cumhuriyet sonrası ilk yıllarda kesin utkuya ulaşmıştır.

     Hece şairleri, konuşulan Türkçe ve hece vezniyle kişisel, ulusal, toplumsal konuları işlerlerken, genellikle romantik, lirik bir yaklaşım içinde olmuşlardır. Aşk, gurbet, yalnızlık, ölüm temaları hece şiirinin başlıca temalarıdır. Öte yandan, romantik bir halkçılık ve yurtseverlik de hece şiirinin temel bir özelliğidir. Bu genel özelliklerin tümünü şiirlerinde bulduğumuz Faruk Nafiz Çamlıbel, akıcı şiir dili, biçim ve öz alanında yenilikçi öğelerle kendi döneminin ve sonraki dönemlerin şairleri üzerinde etkili bir kişilik olmakla birlikte, bütün bu özelliklerde derine inemeyişin, yüzeyselliğin de tipik bir temsilcisidir. Bireysel temalarda (özellikle ölüm, yalnızlık, v.b.) Faruk Nafiz´in ulaşamadığı kişisellik, derin ve etkinliğe, bazı şiirleriyle Ali Mümtaz Arolat´ın ve büyük ölçüde Necip Fazıl Kısakürek´in ulaşmış olduğu söylenebilir. Ali Mümtaz Arolat şiirlerindeki biçimsel denge bakımından, Necip Fazıl Kısakürek ise, hecede yeni ses arayışları, özgün uyaklar, çarpıcı benzetmeler, bunların oluşturduğu yoğun ve özgün şiir atmosferi bakımından, hece şiirinin önemli şairleridirler. Şiirlerinin sayıca azlığına karşın Kemalettin Kamu, bu şiirlerin kimilerinde ulaştığı niteliksel yoğunluk ve biçimsel yalınlıkla kişisel, yerli, içten bir lirizmin temsilcilerinden biri olarak hece şiirindeki gelişimin önemli bir kişiliği olabilmiştir. Şiirinin etkileri Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, v.b. şairlere uzanur. Gerek kişisel, gerekse toplumsal temalarda Ömer Bedrettin Uşaklı´nın ulaştığı içeriksel yoğunluk ve biçimsel yetkinlik ise, sadece o dönem şiiri bakımından değil, çağdaş şiirimizin tümü ölçüsünde de önemli bir düzeydedir. Ömer Bedrettin Uşaklı´nın şiirlerinde, Faruk Nafiz´de bulunmayan bir sahicilik ve betim gücü, Necip Fazıl´da bulunmayan bir aydınlık, ülke konulu şiirlerinde gerçekçilik ve yine üstün bir betim gücü, kişisel yaşam konulu şiirlerinde ise, derin bir duyarlılık ve içtenlik vardır.

     İlk ürünleri, hece şairlerininkiler gibi, 1920´li yıllarda yayınlanan Ahmet Hamdi Tanpınar, genelde hece ölçüsünü benimsemekle birlikte, temaları ve yöntemleriyle hece şairlerinden ayrı bir konumdadır. Sözcükler ve şiir dünyası bakımından Haşim´den, dize yapısı ve şiirinin genel plastiği bakımından ise Yahya Kemal´den etkilenmiş, felsefi-lirik diye nitelenebilecek bir türde özgün ve başarılı şiirler yazmıştır. Etkileri günümüz şiirinde de duyumsanmaktadır. İlk ürünleri 1920´li yılların sonlarında yayınlanmaya başlayan Ahmet Muhip Dranas, şiirimize kazandırdığı yeni betim, ses, tonlama ve tema ögeleriyle, şiirsel biçimde ulaştığı sağlam dengeyle, hece şairlerinden farklı ve üst bir düzeyin şairidir. Dranas şiirinin etkileri de kendi döneminin ve bir sonraki dönemin şiirinden günümüze kadar uzanır.

     Daha Cumhuriyet öncesi yıllarda heceyle yazılmış ilk şiirlerindeki gür sesi, taşkın üslubu ve alışılmadık temalarıyla hece şiirinin‚ öz ve biçim kalıplarını zorlayan genç Nâzım Hikmet´in, 1929 yılında Jokond ile Si Ya U ve 835 Satır ve 1930´lu yıllarda art arda yayınladığı şiir kitaplarıyla getirdiği yenilikler, çağdaş Türk şiiri için gerek öz gerek biçim bakımından gerçek bir devrim olmuştur. Bu kitaplardaki şiirlerle çağdaş şiirimizde, serbest nazım (özgür koşuk) dönemi açılmış, Türk şiiri hiçbir evresinde sahip olmadığı ölçüde, ses, biçim ve tema öğeleriyle zenginleşmiştir. 1930´lu yılların başlarında yayınladığı kitaplarıyla Ercüment Behzat Lav´ı da, Batı ülkelerindeki modern şiir biçimlerini yerli temalara uygulayan deneyci, yenilikçi bir şair olarak anmak gerekir. Ercüment Behzat Lav, çağdaş şiirimizde önemli yeri olan ironik şiir türünün de şiirimizde ilk önemli temsilcisi sayılabilir.

     1930´lu yıllarda hece şiiri, A.K. Tecer, B.K. Çağlar gibi daha az başarılı şairlerce sürdürülmekteyken, Cahit Sıtkı Tarancı´nın Ömrümde Sükut (1933), Fazıl Hüsnü Dağlarca´nın Havaya Çizilen Dünya (1933) adlı ilk şiir kitapları yayınlandı. Ününü asıl sağlayan ikinci kitabi Otuz Beş Yaş 1946´da yayınlayan Tarancı, kendinden önceki ustalardan Tanpınar, N. Fazıl Kısakürek ve K. Kamu´nun, Fransız şiirinin ve halk şiirinin etkilerini taşıyan şiirleriyle yerli, içten, lirik, kişisel bir şiir dünyası yaratmayı başarmıştır. Daha ilk kitabında yer alan şiirlerindeki izlenimci ve sezgici öğeler, yeni benzetme ve imgeler, yoğun ve kişisel şiir dünyasıyla büyük ve özgün bir şiir yeteneğine sahip olduğunu kanıtlayan Dağlarca ise, 1940´ta yayınlanan Çocuk ve Allah´ la modern Türk şiirinin başyapıtlarından birini yaratmıştır.

     Sağlığında Türkiye´de basılan son kitabi Şeyh Bedreddin Destanı (1936) olan şiirlerini 1938 yılından sonra dönemin ilerici, toplumcu dergilerinde takma adla yayınlanmak üzere hapishaneden gönderen Nâzim Hikmet´in toplumcu-gerçekçi doğrultusunda birleşen farklı kuşaklarından İlhami Bekir Tez, Hasan İzzettin Dinamo, Rifat Ilgaz, Cahit Irgat, Niyazi Akıncıoğlu, A. Kadir, Abdülkadir Demirkan (Vedat Türkali), Ömer Faruk Toprak, Enver Gökçe, Mehmed Kemal, Arif Damar (Barikat), Ahmed Arif, v.b. şairler Türkiye´nin 2. Dünya Savaşı´na girmediği, fakat toplum- umuzun dünyadaki savaşla daha da ağırlaşan baskı ve yoksulluk koşullarını yaşadığı 1940´lı yıllarda (ve kimileri 1950´lerde) yayınlanan şiirleriyle tema, biçim ve anlatım özellikleri bakımından her biri kendi özgünlükleriyle katkıda bulundukları 1940 toplumcu şairler kuşağını oluşturdular. Bu toplumcu şairlerin şiirlerinin ortak temaları olan barış, özgürlük, eşitlik özlemlerinin etkileri, o dönem Türk şiirinin pek çok şairinin ürününde belli ölçülerde duyumsanır.

     1940´lı yıllar Türk şiirinin bir başka önemli olgusu da, üç genç şairin (Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet) şiirlerinden olusan Garip seçkisinin yayınlanışıdır. Seçkinin önsözünde, şiirde ölçü ve uyağa, şairaneliğe karşı olduklarını belirten bu genç şairler, gerçekten de, dilin, dizenin en yalın birimlerine indirgenmiş şiirleriyle, çağdaş şiir dilimizin ve konusalının (tematik) konuşma dili ve günlük yaşamın yalınlığıyla buluşmasında önemli bir işlev gördüler. Gerek kurucularının bazı şiirleriyle, gerekse öykünmeciler elinde bir çeşit dilsel beceriyle, espriye indirgenen Garip şiiri, yozlaştırılıp çoğaltılırken, akımı başlatan şairlerden Orhan veli ve Oktay Rifat, Garip seçkisinden sonra 1940´lı yıllarda yayınladıkları öteki şiir kitaplarında Türk şiirinin lirik ana kaynağına yöneldiler. Yine, Orhan Veli´nin sağlığında her üç şairin, onun ölümünden sonra da Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday´ın şiirlerinde, 1940 toplumcu şairlerinin temaları da farklı sanatsal biçim ve yaklaşımlarla da olsa (ironi ve hümör öğeleri, v.b.) çokça işlendi.

     1940´lı yıllarda ilk şiir kitaplarını yayınlayan Asaf Halet Çelebi, özellikle eski Doğu kültürlerinden masal ve söylencelerden özümsediği sözcük ve kavramlarla kendine özgü masalsı bir şiir dünyası, özgün bir görüntü, ses ve vurgu dizgesi yaratabildi. Orhon Murat Arıburnu 1940´ta yayınlanan Kovan ´la, dile, sözcük oyununa dayalı bir espri şiirinin toplumsal içerikten de yoksun olmayan özgün örneklerini verdi.

     Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Külebi, Necati Cumalı gibi şairler, 1940´lı yıllarda ürünlerinde Garip şiirinin yalın dil ve anlam özetlerine bağlı kalmakla birlikte, yöresel renkler, yöresel dil ve anlatım özellikleri, yalın ve özgü bir lirizmle örülü şiirleriyle farklı bir şiir yörüngesi oluşturdu. Ceyhun Atup Kansu da, 40´lı yıllar ve 50´lı yılların yoğun halkçı ögeler taşıyan bu yeni lirizminin seçkin bir şairi olarak belirdi. Bir koşutluk kurmak gerekirse, bu şairlerle 1940 toplumcular kuşağı şairlerinden Niyazi Akıncioğlu ve Ahmed Arif´in şiirleri arasında (ritm ve tonlama özellikleri bakımından değil, fakat yöresel dil ve yöresel renklerin şiirde yansıması bakımından bazı ortak öğeler bulunduğu söylenebilir.


Bu bölümde tanıtılan şairlerin listesi:

1920´LERDEN 1950´LERE

Orhan Seyfi Orhon (1890-1972), Enis Behiç Koryürek (1891-1949), Halit Fahri Ozansoy (1891-1971), Şüküfe Nihal (1896-1973), Ali Mümtaz Arolat (1897-1967), Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973), Kemalettin Kamu (1901-1948), Nâzım Hikmet (1901-1963), Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1967), Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967), Halide Nusret Zorlutuna (1901-1984), Necmettin Halil Onan (1902-1968), Zeki Ömer Defne (Doğ. 1903), Ercüment Behzat Lav (1903-1984), Ömer Bedrettin Uşaklı (1904-1946), Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983), Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), İlhami Bekir Tez (1906-1984), Sabahattin Ali (1907-1948), Asaf Halet Çelebi (1907-1958), Cevdet Kudret (Doğ. 1907), Sabri Esat Siyavuşgil (1907-1968), Behçet Kemal Çağlar (1908-1969), Yaşar Nabi Nayır (1908-1981), Mustafa Seyit Sutüven (1908-1969), Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989), Ahmet Muhip Dranas (1909-1980), Hamit Macit Selekler(1909-1974), Ziya Osman Saba (1910-1957), Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Rifat Ilgaz (Doğ. 1911), Hasan Basri Alp (1912-1945), Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-1975), Halim Şefik Güzelson (1913-1990), İskender Fikret Akdora (Dog. 1914), Fazıl Hüsnü Dağlarca (Dog. 1914), Orhan Veli Kanık (1914-1950), Oktay Rifat (1914-1988)


Not : Anafilya Kasım 2002 dergisinde III. – 1950´LERDEN 1980´LERE adlı Bölümü yayınlayacaktır.

Sosyal Yayınları. 2. Baskı, 1991.

Ataol BEHRAMOĞLU


sayfa:14

İLETİŞİM İÇİN

 
_