Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
3  228  3274372

 



©Copyright 2001-2016

 Yıl 2005 Kasım Dergisi - Sayı:53 sayfa:42    
 

UZAK BİR DİYAR: BANGLADEŞ


Rabia KAÇAR


Adını haber bültenlerinde “fakir bir ülke” olarak ya da muson yağmurlarının yol açtığı felâketler nedeniyle duyduğumuz ‘uzak’ bir ülkeden, Bangladeş’ten, bize ait bir mirasın öyküsünü anlatmağa çalışacağım.                    Bu tek kubbeli, göl kenarındaki camii en çok sevdiği eşi için yaptırmış. Sonbaharda Bengladeş’e kadın konulu bir belgesel çekmek için gittim. Çekimlerim bitince akşam yemeğinde Bagerhat şehrine gitmek istediğimi rehberime ve beni misafir eden aileye söyledim. Bagerhat’a neden gitmek istediğimi sordular. Ben de bir Türk komutanının yaptırmış olduğu şehri ve camileri görmek istiyorum deyince “Aman biz de gitmek istiyoruz, hep birlikte gidelim, yıllardır hep erteledik, bir türlü nasip olmadı. Lütfen biz de gelelim.” dediler. Tekliflerini kabul ettim, sabah 7.30’da, altı kişi otobüs garında buluşmak üzere anlaştık. Ama aradan bir saat geçmeden neredeyse bütün kasaba, kadınlı erkekli, evin avlusuna doluştular: “Biz de gelmek istiyoruz.” Kasabanın otobüs sahibi ve şoförü de aralarında. Kendi aralarında hangi güzergâh daha kısa, emniyetli ve kimler bu geziye katılacak, onun tartışmasını yapıyorlar. Kasabalıların teklifini ilginç buldum. Ertesi gün erkenden Bagerhat’a doğru, 40 kişilik otobüsle yola çıktık. Otobüste tanışma faslı başladı. Kasabanın imamı, öğretmeni, muhtarı, kasabalılar ve civar köylerden gelen köylüler, herkes sevinçliydi. Otobüsün önüne “Lütfen bizim yolumuzu kesmeyin, biz hacca gidiyoruz” yazılı bir bez germişler. Neresinden bakılırsa bakılsın maceralı bir yolculuktu; yolların bozukluğu, gündüzün yüksek nemi, hem de akşamın hissedilir soğuğu kayda değer. Toz duman içinde, ön yan tarafında camı olmayan otobüsümüzle yol alıyorduk. Kasabanın imamı ve beş molla öğle ve akşam namazlarını kaçırmıyorlardı, namaz vakitlerinde mola veriliyordu. Köylüler otobüsten çıkmıyordu ama namaza gitmeyen kasabalı yollarda küçük alışveriş yapıyor, ayaküstü yiyecek alıp bol sütlü çay içiyorlardı. Otobüs dolunca, motorun çalışması için delikanlıların her seferinde otobüsü arkadan itmeleri gerekiyordu.

Akşam büyük bir gölü feribotla geçerek tekrar o bozuk yollardan ilerleyip gece yarısı Kulna şehrinde otel aradık; ben rahat edeyim diye duşlu ve cibinlikli oda aradılar. Köylüler sekiz kişi bir oda tuttu 30 Euro Cent’e, benim odam ise 1.50 Cent’ti. Duşu olmayan odalar 50 Cent’ti. Sabah erkenden kuş sesleriyle uyandım. Neredeyse herkes odama gelip halimi hatırımı soruyordu; benim iyi uyumam ve dinç olmam onları pek mutlu ediyordu. Namazdan sonra tekrar yola koyulduk. Akşama doğru nihayet Bagerhat’ta vardık. Dünya Kültür mirası olan bu kentin kurucusu bir Türk: Khan Cahan Ali. Bangladeşlilerin Ulug Kağan Ali dedikleri Türk kumandanı 15. yy başında Hindistan kıralı tarafından davet edilir Ulug Kağan Ali Hindistan’a giderken Bagerhattan geçer ve Bagerhat’ı gölleri, ulu ağaçları, büyüleyici güzelliği nedeniyle çok beğenir. Kısa bir süre sonra askerleriyle birlikte Bagerhat’a tekrar gelir.

Buranın tropikal havası, küçüklü büyüklü gölleri Ulug Kağan’a cenneti çağrıştırdığı için büyüler, buraya dünyanın en güzel kentini kurmaya karar verir. Sancağını buraya diker ve şehrin inşasına Kuzey Güney istikametinde başlanır. Ömrünü bu şehrin ihyasına vakfeder. Yollar, köprüler, camiler yapılır ve Bagerhat böylece kurulmuş olur. Ulug Kağan hem bir asker, hem de evliyatullah mertebesinde bir islâm âlimi olarak bugün hâlâ adı saygıyla yâd edilen tarihi bir kişiliktir. Nasıl ki İstanbul’un yedi tepesine yedi cami inşa edilmişse; Ulug Kağan da Bagerhat’ın göl kenarlarına yetmişten çok cami yaptırmıştır. Herbiri gölü gören bu camilerden en büyüğü 77 kubbesi ile 1985 yılında Unesco tarafından anıt olarak seçilmiştir. (Bk: ( http://whc.unesco.org/pg.cfm?cid=31&id site=321 ) http://www.un-bd.org/unwa/HomePage/Publications/womun-vol27/0212/p12-sites.htm) Doksan yaşında hayata vedâ eden kumandanın adına, çok görkemli bir türbe yapılmış ve bu türbe günümüzde Bangladeşli Müslümanların her gün dua ve niyaz ettikleri bir ‘arınma’ mekânı olmuştur. Ayrıca, Japonlar ve Avrupalılar da sıklıkla turist olarak türbeyi ziyaret ediyorlar. Türbeye yalnız erkekler girebildiğinden, ben de diğer kadınlar gibi türbenin penceresinden içeriye bakabildim. Bu büyük haksızlık karşısında, tarifi imkânsız, büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı söylemek istiyorum. Kamerayı rehberime verip, türbenin içerisinin tüm görüntülerini çekmesini istedim. O da benim yerime kameraya aldı türbeyi. Bir saygı ifadesi olarak Kağan’ın mezar yeri gülsuları ile donatılmaktadır. Bu gelenek uzun yıllardan beri süre gelmekteymiş. Bu nedenle türbe girişinin yakınlarında gülsuyu şişeleri ve tespihler seyyar satıcıların tezgâhlarında satılmakta. Türbenin kapısı, çok güzel ve aynı zamanda ilginç bir dilek yeri olan bir gölete açılmaktadır. Bu göleti farklı kılan, yöre halkının kutsal saydığı 230 yaşındaki bir timsahın varlığıdır. Bunların ömrü yaklaşık 200 yıl iken bu timsah 230 yaşındadır! Bu nedenle insanlar uzun ömür dilemek amacıyla türbeden sonra muhakkak bu timsahı görmeye geliyorlar. Ürkütücü görüntüsüne karşın bu timsah uysal, neredeyse hareketsiz bir vaziyette, göl kenarında duruyor; insanlar da yaklaşıp; yaşlı timsaha para atıyorlar. Timsahın bakıcılığını üstlenen aile bana uğur getireceğini belirterek timsaha yaklaşıp dokunmamı söylediler. Önce korkmakla beraber, daha sonra timsahı okşayan bakıcının yardımıyla ben de dokundum. Bakıcısı, kutsal timsahın kalp atışlarını duymam için göğüs bölgesine elimi koydu. Gerçekten de kalp atışlarını hissedebiliyordum. BÜYÜK CAMİ: Muson yağmurları ve zamanın kıyıcılığı nedeniyle eski Bagerhat’tan günümüze fazla bir şey kalmamışsa da, Selçuklu Türk mimarisinin belirgin örneklerini yansıtan camiler hâlâ ve sapasağlam ayakta durmaktalar. Yerleşim yerlerini haritadan silen seller, camileri yıkamamış. Büyük Cami, kubbeleri ve çiçek desenli süslemeleriyle bize gülümsemekte şimdi. Gözümüzün ilk gördüğü sayısı 77 olan kubbeleri. Killi topraktan duvarları örülen camilerin sütun kaideleri için Ortaasya ve Türkiye’den gemilerle kesme taşlar getirtilmiş. Bunlar üstüste konularak sütunlar yükseltilmiş. Bagerhat’ta üç gün kaldık. Her gün yoğun bir şekilde camileri ziyaret ettik. Büyük Cami’nin görevlileriyle röportaj yaptım. Turkiye’yi ve Türk insanını çok sevdiklerini, Türkleri kendilerine kardeş seçtiklerini söylediler, bütün Türklere selam ve saygılarını gönderdiler. İmkânı olanın dedelerinin eseri olan bu muhteşem camileri ve şehri ziyaret etmelerini dilediler. Güney Asya´da Müslüman bir devlet Bagladeş 1971 senesine kadar Pakistan´ın "Doğu Pakistan" adlı eyaleti, daha önceleri de İngilizlerin Kıta Hindi´nde Bengal eyaleti idi. Bangladeş’in nüfusu 141.340.476, yüzölçümü ise 144.000 metre kare. Yılda üç defa pirinç üretiyorlar, kerevit ve balık çeşitleri kooperatif çiftlikleri tarafindan yurt dışına ihraç ediliyor. Asya’nın önemli limanlarından birisi olan Daka limanından Avrupa’ya ve diğer ülkelere muz, hindistancevizi, pembe inci, kenevir, jüt, ipek ve kumaş gibi ürünler çok yoğun bir şekilde ihraç ediliyor. Bangladeş’in kaplanı ve kobra yılanı meşhur. İnsanları çok cana yakın, konuksever ve çok da temiz. Afrika ülkeleriyle kıyaslayacak olursam Bangladeş son derece temiz ve Bangladeşliler çok çalışkanlar. Dikkatimi çeken bir diğer konu da başkent Daka’nın en mutavazi ve en güzel caddesine Mustafa Kemal Atatürk adını koymuşlar. Bulvarı merak edip dakikalarca yürüdüm. Bangladeş’in en seçkin kişileri burada yaşıyor. Politikacılar, sanatçılar, modacılar, devlet adamları... Her görkemli binanın önünde bekçisi var. Bugüne kadar çok ülke gezdim ama en çok Bangladeş’i beğendim, ilk firsatta tekrar gideceğim.

Rabia KAÇAR


sayfa:42

UNESCO WORLD HERITAGE

BAGERHAT-BANGLADEŞ

İLETİŞİM İÇİN

 
_