Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
2  105  3407970

 



©Copyright 2001-2017

 Yıl 2006 Kasım Dergisi - Sayı:65 sayfa:28    
 

İLHAN İREM KONSERİ’NİN ARDINDAN


Aycan SAROĞLU


       Ayrılıkların da Sonu Var Senelerdir sahneye çıkmayan, ekran- larda görünmeyen, buna rağmen hayran kitlesini kaybetmek bir yana büyüten İlhan İrem’in Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda verdiği Ayrılıkların da Sonu Var konseri muhteşemdi. Yağmur korkusuna karşın tıklım tıklım dolu olan Açık Hava Tiyatrosu az rastlanan bir geceye tanıklık etti. İnsanlara özlemeyi öğreten İlhan İrem, 33 yıllık meslek hayatının en seçme şarkılarından oluşan muhteşem konserinde “kavuşma”yı da yaşattı. Bütün gün yağmur yağdı, yağdı, yağdı! Aklımda hep konser. Bunca zaman sonra, yaklaşan o vuslat yağmurda nasıl olacak? Lakin 20:30 sularında “gecenin güneş açışı” gerçekleşti. Hava kurudu, kurudu, ılındı, yumuşadı. Sanırım yağmur “İrembağı” sakinlerinin sesini duymuştu; çünkü onlar bugün sevgililerini, tam onbeş yıl aradan sonra, ilk kez sahnede görecekler, ona kavuşacaklardı. Onlar “ışık ve sevgiyle” istemişler, yağmur dinmişti. Tek bir damla yağmadı yağmadı; ama kimilerinin gözlerinde yaşlar vardı, onlardan biri de bendim. Ne kadar özlediğimi bilmediğim, ama çok özlediğim bir sevgiliye kavuşma heyecanıyla müthiş telaşlıydım. Yeterince insan gelmezse, o sırça kalp incinirse diye endişeliydim. Acaba Harbiye Açık Hava Tiyatrosu dolu olacak mıydı? Ona layık olacak mıydı? Konser salonunun üst tarafına baktım, “eyvah, tam dolu değil”di. Ama konser saati yaklaştıkça giderek insanlar akmaya başladı; sonunda tıklım tıklım oldu. Gözlerimi protokole diktim, kimler gelecekti, sanatçılar müzisyenler olacak mıydı? Tanınmış şahsiyetler ön sıraları dolduracak mıydı? Kameralar çekebilecek, flaşlar patlayacak mıydı? Bunca aradan sonra İlhan İrem’in sahneye çıkışı muhteşem olacak mıydı? Bütün gazeteler ondan bahsedecek, televizyonlar konseri gösterecek miydi? Medyada görünmediği, “inziva”da olduğu zamanlarda bile, fanatik bir hayran kitlesinin -ki bunlar 150 bin kişilik bir sevecen, bir İrembağı ordusu- gizli bir nehir gibi ona aktığını biliyorum. O gece, özlemeyi unutan bu topluma özlemeyi yeniden öğrettiği için ona şükran duymam gerektiğini bir kez daha anladım. Bize yaşarken özlemeyi öğreten adam şimdi “Ayrılıkların da sonu var!” diyordu. Işık ve sevgi terennümü Hakikaten o berrak akan su, bahar gibi, ışık gibi sesiyle yüreklerimize dokunmasını, bize o ilk, meleksi halimizi hatırlatmasını çok özlemiştik. O dememiş miydi zaten; “neden ışık ve sevgi” diye soranlara cevaben “Işık ve sevgiyle. Belki de sadece bir cümle değildir. Terennümünde gizli bir enerji vardır... Birbirine karışan fısıltılar reaksiyona geçer”. İşte o gece İstanbul Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekten gizli bir enerji vardı, bütün fısıltılar reaksiyona geçmişti. O gece gözümü o muhteşem kalabalıktan alamıyordum; öyle ışıltılıydı ki. Çok gençler de vardı, ve İlhan İrem’i özleyenler, hayranları, yaşları kırkı geçmiş hep genç kalacak insanlar; ilk gençliklerini hatırlamak için gelenler, o şarkılarla büyüyenler. O şarkılardaki aşk seslenişini özleyenler. Önüne gelenin albüm yaptığı, müzikte kirlenmenin, yozlaşmanın had safhada olduğu yıllarda kendilerini İlhan İrem’in bahçesine sığınarak koruyanlar. Seyirci heyecanlıydı. Hep bir ağızdan “İlhan İrem” diye bağırıyorduk. Sahneye çıkma anı yaklaştıkça, kalbim çarpmaya başladı. Ve nihayet geldi, siyahlar içinde, narin, zarif bir prens gibi; “Işıltılar içinde tutsaklığı yaşarlar, sanatçılara benzer göklerdeki yıldızlar” diyerek. Alkış ve çığlıkların sesini yıldızlar bile duydu. Baktım yanımda, bir kadın sessizce ağlıyordu. 20 yaşlarında bir kız ise ona bakarken kendinden geçmişti. “Sizi o kadar çok özledim ki!” dedi İlhan İrem. İşte o an benim de gözlerimden damlalar inmeye başladı. Sesi hafif titremiş miydi! “Belki de gözlüklerimi göz yaşlarımı görmesinler diye hiç çıkarmıyorum” dedi. Biz, onun siyah gözlüklerinin ardındaki gözyaşlarını hissettik, o ise bizimkileri görmüş olmalı. Belli ki, çok özlemişti, sahnede olmayı, orada şarkı söylemeyi. Zaman her şeyi silmiyor Sonrası bir rüya gibi geçti. “İşte Hayat”ı söyledik hep beraber; son nakaratını iki kere söyledik, önce “İşte hayat yine akıp gidiyor, işte hayat böyledir deniyor, zaman her şeyi siliyor ve silmiyor” olarak. İlhan İrem zamanın onu silmediğini söylüyordu. Hakikaten zaman onu silmek bir yana, zamanın içinde o fiziki yokluğu ile daha da bir mit olmuştu. Kaldı ki sahnede kavuştuğumuz, 50’lerinde “eski bir star” değil, İlhan İrem planetinin yakışıklı ilahıydı. Mütevazı bir kraldı sahnede. Kollarını açarak ve sahnenin her tarafında dolaşarak tebaasını barış ve sevgiyle defalarca selamladı. “Anlasana” seyircinin çıldırmasının başladığı andı. “Sazlıklardan Havalanan”la ise Açık Hava yıkılacaktı. “Gemiler Döner Geriye”, “Yazık Oldu Yarınlara”… Uzun süredir, Açık Hava’nın böylesine içten özlenen bir konuğu olmuş muydu diye düşündüm. Sonra “Terazi”, sonra “Samanyolu”, sonra “Sevecen”, sonra “Giderken bıraktığın asmalar üzüm olmuş” dedi. Olanlar olmuştu bize, hakikaten de biraz onsuz. Sonra daha sert parçalara geçti, “Şartlı Refleks” gibi. Çok fazla konuşmadı sahnede İlhan İrem, “yağmurun durmasını diledik, yağmur durdu” dedi. Dünyaya barış dilerken “Her şey yeni başlıyor” dedi bir de. Herkes gülümsedi, yağmurun konserden önce duracağını herkes hissetmişti zaten. Arka arkaya içe işleyen şarkılar, şarkılar, şarkılar... Bir özel dünyalı sahnede, bütün galaksileri sarsarak söyledi şarkılarını.                                               Sözün bittiği yer Ve defalarca bis’ten sonra “müzikal yolculuğumun bugün vardığı doruktur” dediği son albümüne geçti. “İnsanlık onurunun, hoşgörünün, sevginin yitirildiği karanlık dünyaya, birer saatlik dinleyiş sürelerince yaktığımız sonsuz ışıktır. Artık tümden öldüğü zannedilen şeffaf sevgilerin çığlığını duyabilirsiniz. Ruhları ve beyinleri boş olmayanlar için, düşüncesi ne olursa olsun, gözlerini dolduracak, “yüreğimizden kopmuş bir yapıt” dediği Cennet İlahileri’ne geçti, iki semazenin sırlı dönüşü eşliğinde. “Aşk Kapıları” o gece sahnede söylediği son parçaydı. “Allah’ım aç kapılarını/ aşk kapılarını”. Bu zaten sözün bittiği yerdi. Artık söz, sahneden havalanan beyaz güvercinlerin kanadındaydı.

Aycan SAROĞLU


sayfa:28

BİR BAHAR KUŞUDUR ANAFİLYA

TEMA VAKFI

İLETİŞİM İÇİN

 
_