Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
2  105  3407970

 



©Copyright 2001-2017

 Yıl 2006 Kasım Dergisi - Sayı:65 sayfa:30    
 

ÖNCELİK


S. Halûk UMAR


İki kardeş Sivas İstasyonu’nun kalabalığı ortasında şaşkınlıkla kucaklaştılar. Biri gelen, biri karşılayan iki kişiydiler sanki. Hiç kimse bu iki delikanlının aynı trenden inen iki yolcu olduğunu anlayamazdı. Onlar da Haydarpaşa’dan beri aynı trende seyahat edip birbirlerini görememenin şaşkınlığı içindeydiler. İki gündür bir kanepe üstünde yata kalka oturmaktan buruş buruş olmuş üniforması, kararmış yanık yüzünde üç günlük sakalıyla genç teğmen, her hâliyle yataklı vagondan indiği belli kendinden iki yaş büyük ağabeyine: - Nereden çıktın! diyebildi. - Sürpriz işe! Kimseye haber veremedim. Fransa’daki üst lisans eğitimimi bitirdiğimden haberiniz var. Son mektubumda yazmıştım. Eh birkaç gün de Paris’e geçip orada eğleneyim dedim. Para suyunu çekince de trene atlayıverdim .. mâlûm ya artık burs parası falan da yok ... - Şu işe bak! Ben de habersiz geldim, daha terhisime on beş gün var ama, Allah râzı olsun tabur kumandanı on beş gün evvelden izin verdi. Edirne'den otobüse atladığım gibi İstanbul’a geldim. Haydarpaşa'dan da aynı terene binmişim seninle. Birbirlerini iki yıldır görmeyen iki kan ve süt ortağı tekrar tekrar kucaklaşırken bir arabacı Avrupa’dan dönen genç hukukçunun türlü damgalarla kaplı valizlerini, yağız askerin yıpranmış çantasıyla birlikte arabasına taşıdı. Onları ve daha çok damgalı valizleri merakla seyreden, kavrulmuş, çelikleşmiş insanlarla dolu Doğu Anadolu kentinin taş sokaklarından, her iki yandaki tanıdık anı kaynaklarını birbirlerine göstererek, tok nal sesleri arsında geçtiler. Yıllardır içlerinde biriken şeyleri bir anda söyleyivermek isteğiyle konuşurken zaman su gibi akıp geçiverdi ve kendilerini yılların yıprattığı, biraz daha göçmüş, yer yer sıvaları dökülmüş, pancursuz pencerelererinde el işlemeli beyaz perdeler asılı tek katlı babaevinin önünde buldular. Arabadan heyecanla atlayıp özlemi içinde oldukları evlerinin yeni yıkanmış olduğu belli üç basamaklı merdivenini koşarak atladılar. Kapının önünde heyecanla durakladılar. Binlerce defa tutulan yerleri aşınmış tokmağa ellerini uzatamıyorlardı bir türlü. Ama kapı daha onlar çalmadan açıldı. Evlerinin önünde bir arabanın durmasıyla bir şeyler sezinleyen gelinlik kız, merakla kapıyı açıp iki ağabeyini birden karşısında görünce bir çığlık koparttı. Üç sevgili bir anda kucaklaştılar. Rahmetli ninelerinin dizi dibinde masal dinledikleri karşı odadan, kızının feryadı üzerine namazını yarıda bırakıp elinde tesbihi, başında beyaz örtüsü, dudaklarında dualarıyla dışarıya fırlayan, ak saçlı anne göründü. Önce inanamıyarak baktı... baktı. Sonra, ona kollarını açarak koşan iki oğlundan askerini kucakladı, göğsüne bastırdı. Ter, toz ve duman kokusunu ciğerlerine doldurarak kokladı. İki yıllık ayrılıktan sonra Avrupa’dan döndüğü halde öncelik alamayan, kolları açık bekleyen öbür oğluna, ilk evlâdına sıra geldiğinde, onu da aynı haset ve sevgiyle kucaklarken göz yaşlarına karışan tirtek sesiyle: “Kıskanma oğlum!” diyebildi; “askere gittiğinde seni daha çok özliycem.” Mayıs / 1947

S. Halûk UMAR


sayfa:30

BİR BAHAR KUŞUDUR ANAFİLYA

TEMA VAKFI

İLETİŞİM İÇİN

 
_