Site içinde arama
_
-
Ana sayfa
Foto arşiv
Tüm Anafilya Dizini
 Yıl 2010
 Yıl 2009
 Yıl 2008
 Yıl 2007
 Yıl 2006
 Yıl 2005
 Yıl 2004
 Yıl 2003
 Yıl 2002
 Yıl 2001
 
5  161  2941776

 



©Copyright 2001-2014

 Yıl 2007 Mayıs Dergisi - Sayı:71 sayfa:40    
 

Yalnızlık Üzerine Felsefe: YALNIZLIKLAR


Atalay GİRGİN



Yalnızlıklar; hem bir nehir şiirin başlığı, hem de o şiiri taşıyan kitabın adı... İlk baskısı Kavram Yayınları’ndan, ikincisi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yapılan Hasan Ali Toptaş’ın Yalnızlıklar’ı, bu kez de, Doğan Kitap tarafından sunuldu okura.

Yalnızlıklar, yalnızca şiir değil. O aynı zamanda bir felsefe: Yalnızlık felsefesi. Bilinir ki, her felsefenin, ister gerçek olsun isterse düşsel, düşünsel, kaçınılmaz olarak ontik bir temeli vardır. Ve bunun da her daim tekabül ettiği en az bir kavram... Ki bu salt nelik bildiren bir kavram olabileceği gibi, aynı zamanda hem neliği hem de gerçekliği olan bir kavram da olabilir. İşte Yalnızlıklar’ın ontik temeli de, kimileri için yalnızca neliği, kimilerine göre de hem neliği hem gerçekliği olan, yalnızlık’tır.

Felsefe yapan, felsefi düşünen ve felsefi söylemde bulunan her insan için varlık anlayışı önemlidir. Çünkü düşünmesinin ve söyleminin temeli kıldığı varlık ya da var olan, onun bilgi ve değer anlayışını da koşullandırır. Yani bilgi de değer de o ontik temel üzerinde yükselir. Onunla kavranır; onunla anlamlandırılıp, onunla açıklanır. Tıpkı Hegel’in “Akli olan her şey gerçek, gerçek olan her şey aklidir” önermesinde ya da Spinoza’nın Tanrı’yla evreni bir kılan kamutanrıcılık anlayışında olduğu gibi. Toptaş için de yalnızlık, Hegel’in “Akıl”ı, Spinoza’nın “Tanrı”sı kadar öneme haizdir. Çünkü her şey ondan doğar, onunla kavranır ve anlamlandırılır.

Toptaş, bir varlık, bir varolan kabul ederek, düşüncesine ve söylemine temel kıldığı yalnızlık üzerine nelik bildirimlerine, “Yalnızlığın kelimeleri yoktur. / O bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir. ” diyerek başlar. Ve devam eder: “Ne / neyi / neyle örterse örtsün / her şeyin bir göstereni vardır. ” Yalnızlığın ise bir tek göstereni yoktur. Onu “gösterense her şeydir. ” Çünkü Şair’e göre, yalnızlık “her şeydir”, “her şey olan”dır.

Bu “her şey”liği ve “her şey olan”lığı ile yalnızlık hem bir’dir hem çoktur. O bir’liğinde bütünsel olarak her şeyi sarıp sarmalayan, her şeyi kuşatandır; her yerde ve her şeydedir. Öte yandan tek tek her şey de birer yalnızlıktır. Ve bu tek tek yalnızlıklar içinde de, “İnsana en yakın yalnızlıktır insan”.

Elbetteki, yalnızca insan değildir yalnızlık olan... İnsanla anlamlanan, insanla anlamlandırılan her şey de yalnızlıktır. Dahası insanın tüm eylemleri ve halleri de... Yalnızlık olmayan ve yalnızlık’ın dışında kalabilen hiçbir şey yoktur Yalnızlıklar’ın evreninde. Bu kavrayış, genelde edebiyatın, özelde ise şiirin neliği gereği, tek tek her yalnızlık için çağrışımsal, imgesel, meteforik,vb. nelik bildirimlerinde dışavurur kendini. İşte bu noktada, yalnızlık, bazen “... uçurumları giyinmektir”, “... öldürmektir”, “... vazgeçmektir”, “... susturmaktır”, hesaplılıktır”, v.b; bazen ise, “okyanusta damla avıdır / kum tanesinde çöl”, “... hep yoldadır. / Her yere ve her şeye ondan gidilir / ve ondan gelinir”, “... birle bir olan dilsiz sulardır.”

Yalnızlıklar’ın yalnızlık evrenindeki, tek tek yalnızlıklardan biri de silahlardır. Ama onların her biri, bir değil; bin yalnızlıktır. Onlar ki, büyütenidir yalnızlığın; “ve düşmanıdırlar dilin. / Onların menzilinde kavramlar birer orospudur / kelimeler tacir.” Ve bunların peşi sıra, eleştirel ve diyalektik kavrayışın, anlamlandırışın içselleştirildiği, “Bir tankın duruşuyla büyür yalnızlık, / bir namlunun bakışıyla büyür / ve her namludan bir toplum bakar dışarıya. / Bu yüzden namlular hep kalabalıktır, / bu yüzden kimse tek başına değildir arpacıkta.” dizeleri gösterir kendini.

Toptaş’a göre yalnızlık, her şeydir ama, her şeyin içinde “yapayalnız bir yalnızlık” olan insan bilmez bunu. Bilmediği için de, an gelir “yalnızlığı arayan bir yalnızlık” olur, “derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar misali”... “Kimi zaman da korkar ondan, / hep kaçar. / Her korku yalnızlıktır bu yüzden.”

Yalnızlık herkes için aynı değere sahip değildir. Bundan dolayı, “Yapayalnız bir yalnızlık” olanlardan “kimileri yalnızlığa düşer”; “yalnızlığı arayan bir yalnızlık” olanlardan kimileri de “yükselir”... “Düşenler için yalnızlık, / durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir.” Yükselenler için ise “eşsiz bir ülkedir yalnızlık.”

Yalnızlıklar, şiirin felsefeyle, felsefenin şiirle yoğrulduğu bir yapıt. Onda; sözüm ona, yapıta derinlik kazandırmak, derinlik hissi yaratmak kaygısıyla, kimilerinin yaptığı gibi, felsefi önermeler ya da bilindik felsefi önermeleri çağrıştıran dizeler, sağa sola serpiştirilmemiştir. Aksine her ikisi de birbirine içseldir. Birbirinden ayrıştırmaya kalkışıldığında, ayrıştırılan parçaların hiçbiri ne felsefi ne de şiirsel anlamda aynı değere haiz olacaktır. Ki onu, herhangi bir şiir yapıtından olduğu gibi, herhangi bir felsefe yapıtından ayıran da bu niteliğidir. Ve dahası Yalnızlıklar’ı yalnızca şiir değil, aynı zamanda felsefe kılan da budur.

Sözün özü: Doğan Hızlan, onun için, “Yalnız bir adam Hasan Ali Toptaş...” demişti. Bir adım daha ötesini söylemek gerek: Yalnızlıklar’ıyla ve yapıtında yalnızlık’ı kendine konu edinişi ve ona ilişkin ne’lik bildiren imgesel, çağrışımsal, meteforik, vb. niteleme ve tanımlayışlarıyla Hasan Ali Toptaş, bir yalnızlık filozofu olarak duruyor karşımızda. Düşünüşü ve söyleyişiyle, şiirinde felsefesini, felsefesinde şiirini var edişiyle...


Atalay GİRGİN


sayfa:40

ARTOFILO

İLETİŞİM İÇİN

 
_